|
Hayatımda ‘keşke’lere
yer yok
Dicle Eroğul Türk Telekom’da edindiği tecrübeyi şimdi Başarı Telekom’da özel sektör için kullanıyor. “ PTT gerek teknik bakımdan gerekse iş hayatı bakımından okul gibiydi. Eskiden teknoloji Türkiye’ye çok daha yavaş girerdi. 70’lerin teknolojisi Türkiye’ye 80’lerde gelirdi. PTT’ye ilk başladığım yıllarda, 1983’te, faks makinesi Türkiye’ye yeni yeni geliyordu. O zamanlardan bu zamanlara gelişimi izlemek, gelişime ucundan da olsa katkıda bulunabilmek çok güzel bir şey. O zamanlar PTT önder olurdu. Ama şimdi teknoloji ülkeye anında giriyor, kullanıcılar önce talep ediyor, Türk Telekom arkadan geliyor. Türk Telekom’dan teknik açıdan bir çok şey öğrendim. Türkiye’nin en büyük şebekesi elinizin altındayken çok şey öğreniyorsunuz.” Gamze Göker Çok planlı ve programlı bir insan değil Dicle Eroğul ama çalışkan. Gerektiğinde gecesini gündüzüne katarak ve zevk alarak çalışabiliyor. Hiçbir zaman ‘bir şey’ olmayı hayal etmediğini söylüyor. Dicle Eroğul, iş yaşamında yaptığı işlerden hep zevk aldı ve doyum sağladı. PTT ve daha sonra Türk Telekom’a 18 yıl emek verdikten sonra geçtiğimiz aylarda istifa edip Başarı Telekom Genel Müdür Yardımcılığı görevine başlayarak o da kamu sektöründen özel sektöre geçenler kervanına katıldı. Eroğul 1955 İzmir doğumlu. İlkokuldan sonra 8 yıl İzmir Amerikan Kız Koleji’nde edebiyat bölümünde okudu. Eroğul okul yıllarını şöyle özetliyor: “İlkokuldayken matematiği severdim ama ortaokul ve lisede edebiyat bölümünü seçtim. Üniversitede ilkokuldaki matematik sevgim nüksedince 1974’te ODTÜ Elektrik Mühendisliği’ne girdim. O yıllar çok olaylı, karışık dönemlerdi. Okulda sık sık boykot olur, okul kapalı kalırdı. Onun için okulu 6,5 yılda bitirebildim.” Öğrencilik yaşamı boyunca ‘çalışkan öğrenci’ kalıbına hiç uymamış Dicle Eroğul. Bütün zeki öğrenciler gibi canı isteyip çalışınca en yüksek notları, canı istemeyip çalışmayınca da en düşük notları almış: “İlkokulda bir tek matematik dersini sevdiğim için yalnız matematik çalışırdım. Öğretmen diğer dersleri önemsemediği için diğerleri de pekiyi olurdu. Yalnız sevdiğim derslere çalışırdım.” Okul dönemlerinde folklor ve fotoğrafçılıkla yoğun olarak ilgilenen Dicle Eroğul şimdi olduğu gibi o zamanlar da tam bir kitap kurduymuş. Öğretmen anne ile serbest meslek sahibi babanın dört çocuğundan biri Eroğul. İki ağabeyinden biri Merkez Bankası Bilgi İşlem’de, diğeri İzmir’de inşaat mühendisi olarak çalışıyor. Küçük erkek kardeşi ise Ankara’da itfaiyede görev yapıyor. “PTT okul gibiydi” Üniversitedeyken bölümüyle ilgili olarak çok daha teknik düzeyde çalışmayı hayal eden Eroğul, herkes gibi gerçek hayatın öğrenciyken kurulan hayallerden ne kadar farklı olduğunu çok geçmeden anladı. 1981’de PTT’de İl Şebeke Kablo bölümünde çalışmaya başladı. İki yıl sonra Data Grubu’na geçti ve çeşitli kademelerde çalışarak Türk Telekom’da daire başkanlığı görevine kadar geldi. Eroğul PTT ve Türk Telekom’un kendisine kazandırdıklarını ise şöyle anlattı: “ PTT gerek teknik bakımdan gerekse iş hayatı bakımından okul gibiydi. Eskiden teknoloji Türkiye’ye çok daha yavaş girerdi. 70’lerin teknolojisi Türkiye’ye 80’lerde geldi. Örneğin, PTT’ye ilk başladığım yıllarda, 1983’te, faks makinesi Türkiye’ye yeni yeni geliyordu. O zamanlardan bu zamanlara gelişimi izlemek, gelişime ucundan da olsa katkıda bulunabilmek çok güzel bir şey. O dönemlere baktığınızda PTT’nin bir çok konuda önder olduğunu görürsünüz.. Ama şimdi teknoloji ülkeye anında giriyor, kullanıcılar önce talep ediyor, Türk Telekom arkadan geliyor. Türk Telekom’da çalıştığım sürede teknik açıdan bir çok şey öğrendim. Bu aslında son derece doğal, Türkiye’nin en büyük şebekesi elinizin altındayken çok şey öğreniyorsunuz.” Bunların yanı sıra Türk Telekom’un kaybettirdiği şeyler de var elbette. Dicle Eroğul, son iki yılın kendisi için çok yıpratıcı olduğun söylüyor. 90’lı yıllardan başlayarak siyasetin Türk Telekom’a çok fazla yansımaya başlaması, mahkemeler, soruşturmalar Eroğul’u Türk Telekom’dan soğutmuş: “Bir de eskiden PTT zamanında işler hızlı yürür, yaptığınız işin sonucunu görürdünüz. 80’lerin sonu 90’ların başında PTT bir atağa geçmişti. Sonuçları görünce gece gündüz çalışsanız da yorulmuyorsunuz, mutlu oluyorsunuz. Son zamanlarda işler aksamaya başlayınca hem daha fazla yorgunluk hem de üzüntü duymaya başladım.” Peki ne oldu da siyaset Türk Telekom’u bu kadar etkilemeye başladı diye sorduğumuzda ise Eroğul bir tahminde bulunuyor: “Nedenini bilmiyorum ama belki özelleştirmeyle ilgili olabilir.” “Özel sektörle kamu çok farklı” Dicle Eroğul kamu sektöründe 18 yıl çalıştıktan sonra Başarı Telekom’a geçmişken telekom açısından kamu ve özel sektör arasındaki farkların neler olduğunu da sorduk: “Bakış açısı çok farklı. Türk Telekom tekel olduğu için yapılan iş açısından çok büyük farklılıklar var. Orada zamanla yarışmıyorsunuz, müşterileriniz gecikseniz bile sizi her zaman bekleyebiliyor. Fakat özel sektörde zamanla yarışıyorsunuz. Belli bir birim işi belli bir zamanda bitirmek zorundasınız. Kamuda siz bir işi zamanında yapmak isteseniz bile sizin dışınızdaki bir çok etken nedeniyle yapamıyorsunuz. Bu can sıkıcı bir durum. Kamuda genel olarak bir verimlilik sorunu var. Verimli olmama durumunu düzeltemiyorsunuz, çünkü kemikleşmiş bir yapı söz konusu, ama çalışıyorsunuz. Bir hizmet üretiyor, satıyorsunuz ama rekabet koşulları olmadığı için fiyatı düşünmüyorsunuz. Çünkü o fiyattan almak zorundalar. Kamuyla özel sektör arasındaki en büyük fark rekabet. Bir de özel sektör daha dinamik. Burada daha dinamik bir üretim sunmak zorundasınız.” “Peki, ‘keşke özel sektöre daha önce geçseydim’ dediğiniz oldu mu?” sorusuna yanıtı ise şöyle: “ Benim hayatımda ‘keşke’ler yoktur. Hayır, Türk Telekom bana çok şey kazandırdı. Burada yalnızca altyapı, düşünce tarzı ve taktik veriyorlar. Siz işi çalışırken öğreniyorsunuz. Oysa Türk Telekom bu açıdan çok büyük bir destekti.” “Para ve makam iş yapabilmek için araç” İnsanlar bazen amaçlarla araçları karıştırıyorlar. Para, makam...Dicle Eroğul için bunlar iş yapabilmek için birer araç ve bu araçlar o zaman değer kazanıyor. “ Türk Telekom’da çalışırken hiçbir zaman ‘başkan olayım’ diye bir amacım olmadı. Okuldan mezun olduğumda bu ülke yararına bir şeyler yapmayı istiyordum ve sanki bu kamuda yapılabilirmiş gibi geliyordu. Oysa özel-kamu farketmiyor, özel sektör de bu ülkeye bir çok şey kazandırdı.” Dicle Eroğul için işin dışındaki hayata gelince öncelikle seyehat etmeyi seviyor. Eroğul, son 2 yıla kadar yoğun iş temposu arasında bayram tatillerini hafta sonlarıyla birleştirip, uykusuzluk, yorgunluk demeden sık sık seyahate çıktığını söylüyor ancak şimdilerde tatillerini evinde dinlenerek geçirmeyi tercih ettiğini de belirtiyor. Bir süredir aksattığı step-aerobik’e haftasonları devam ediyor. Müzikle de arası çok iyi: “ Klasik müziği çok seviyorum ama yeri geldiğinde, ortamına uygun olarak Türk Sanat Müziği’ni de türküleri de çok severim. Bu aralar gitmiyorum ama bir süre öncesine kadar CSO konserlerini, jazz dinletilerini kaçırmazdım.” Kitaplar ise hayatında çok önemli bir yeri kapsıyor. Eroğul, Edebiyat ve felsefe ağırlıklı seçimler yapıyor kitap konusunda. Son okuduğu kitaplardan ikisi: Leo Buscaglia’nın “Yaşamak, Sevmek, Öğrenmek” ve Irvin Yalom’un “Nietzshce Ağladığında”. Okul yıllığında da
herkesle iyi geçindiği vurgulanan Dicle Eroğul, mütevazi ama başarılı
iş yaşamını çalışkanlığı kadar uyumlu ve iyimser kişiliğine de
borçlu galiba. |
|