|
Yabancılaşma Uzm.
Psikolog Hakan ÇELİK İNSANBİLİM
ENSTİTÜSÜ
hcelik@insanbilim.com.tr
Yabancılaşma, iş ortamı
içinde gerçekten verimliliği düşüren ve hem kişi hem de işletme için
zararlı olarak karşımıza çıkabilecek bir unsur. Bunu yenmek hatta hiç
oluşmamasına çaba sarf etmek ise her iki taraf için de çaba
gerektirmeyi içeriyor. Kişi çaba sarf edecek çünkü kendini daha iyi
ifade ederek kendine daha uygun ve yapabileceği bir alanda çalışabilmesi
için ütopyalarını bir kenara bırakarak, gerçekçi bakmak zorunluluğunu
ortaya koymaktadır. İşletme için ise bireylerin iş ortamlarında işlerinden
yabancılaşmamaları konusunda insan kaynakları departmanları gayret
sarf ederek verimliliği artırıcı unsurları öne çıkarmaya çalışmaları
gerekmektedir. Aslında bu yazıyı kaleme alırken amacım yabancılaşmanın
bu anlamı üzerinde değil, yabancı hayranlığını öne çıkarmak için
atılmış bir başlıktı. Fakat bu anlamı da işletmeler için ayrı
bir değer taşımaktadır, öyle görünüyor ki önümüzdeki yazılardan
bir tanesi bu konuyu içerecek. Biz toplum olarak yabancı
hayranlığını her zaman üstte tutmuş bir milletiz. Onlar ne yaptıysa
iyi yapmıştır, güzel yapmıştır, mantığı devamlı ön planda.
Bunu ne yazık ki kurumsal çıkarlarını önde tutmak zorunda olan özel
kurum ve işletmelerde de görmek mümkün. Nereden çıktı bu konu
diyebilirsiniz. (Tabi ki mesleğimle ilgili olarak bahsedecek olursak).
Son yıllarda kişilik testleri yaparak işe alımlar yapmak olağan hale
geldi. Ortalıkta bir sürü test dolaşıyor. Şimdi isim vermeye gerek
yok. Yurtdışından gelme, oralarda çok başarılı sonuçlar aldığı
söylenen, işe alımlarda kolaylık ve doğruya yönlendirildiği söylenen
testler. Peki nedir bu konu? 1.
Kişilik testleri psikologların ilgilendiği, onlar tarafından
geliştirilen, uygulanması ve değerlendirilmesi gereken ölçeklerdir.
Bir işletmecinin, iktisatçının bu konuya hakim olması ihtimali çok
zayıf hatta imkansızdır. Arabanız bozulduğu zaman neden manava götürmüyorsunuz,
manavınız eskiden araba tamirciliği yapmış olabilir fakat, burada söz
konusu olan bir insanın hayatı. Onu değerlendirmek, ona damga vurmak,
çok çok dikkat edilmesi gereken bir konu. Kişilik testleri ile bilmeden
bir nevi bu anlamda damga vuruluyor. Ama aslında bu o demek değildir, kişilik
testleriyle insanlara damga vurulmaz. Daha doğrusu kişilik testleri
sonrasında iyi ve kötü, doğru veya yanlış sonuç yoktur. Bunu
bilmeyen ve anlamayan kişilerin eline geçtiğini düşünebiliyor
musunuz? Ben düşünemiyorum ama görüyorum çünkü şu an o durumda. 2.
Kişilik testleri, yani bir insanın kişiliği nasıl şekillenir?
Toplumun, ülkenin verdiği kültür çerçevesinde gelişir, yoğrulur.
En basit açıklaması bu şekildedir. Peki yurtdışında hazırlanan, o
ülkenin değer yargılarına, sıfat gruplarına, kültürüne göre hazırlanan
testlerin ülkemizde uygulanması ne derece uygun olabilir? Bir testi
sadece ingilizce’den Türkçe’ye çevirerek kullanamazsınız. Hele
hele ingilizce olarak bir testi kişilere hiç uygulayamazsınız. O insanın
kişiliğini mi ölçüyorsunuz? (Yabancı kültüre göre hazırlanan bir
ölçekle bu mümkün değildir. Yoksa yabancı dil seviyesini mi ölçüyorsunuz?
İnanılacak gibi değil ama bunların hepsi şu an oluyor. Yurtdışından
bir testi getirerek kullanabilirsiniz ama nasıl: ¨
Standardizasyon çalışmalarını yaparak ¨
Geçerlilik güvenilirlik çalışmalarını yaparak, bu çalışmaların
da psikologlar tarafından yürütülmesi gerekmektedir. Tekrar söylemek
gerekirse burada insan söz
konusu. 3.
Yurdışından getirilen bir testi bizim dilimize çevirdiniz,
kullanmaya başladınız. Özellikle sıfat testleri ile ilgili
bahsedersek, sıfatlara yüklenen anlamlar farklıdır. Duyumsamalarımız
farklıdır. Çünkü o testler yurtdışında da kolay kolay hazırlanmıyor.
Bilimsel çalışmalar sonrası ortaya çıkıyor. O kültür insanının
hangi durumlara hangi tepkileri verdiğine göre şekillendiriliyor. Sınıflandırılıyor.
Örneğin Amerikan kültüründe patron karşısında masanın üstüne
ayağınızı uzatarak oturursunuz, bundan kimse rahatsız olmaz. Ama
burada düşünün bakalım. Patron hemen "bir de çay söylememi
ister misin beyefendi" diyerek olaya bizim bakış açımızı koyar.
Bu sadece bir örnek. İşte bu testlerde bu tipte durum tespitleri
yaparak testi uygulayan kişinin bu durumlar karşısında ne yapacağı
da algılanmak istenmektedir. Ama yurtdışından gelen testlerde bu mümkün
değildir. Testler sadece durum tespitleri değil, daha önce de
bahsedildiği gibi sıfatlara anlam yüklenmesi şeklinde de yürütülmektedir.
Örneğin bir kaç sıfat ve bir araştırma sonucunda yüklenen anlamlara
dikkat çekersek, bir araştırmada: ¨
Tatlı;
hoşsohbet, sempatik, sevimli, şekerli ¨
Rekabeti
seven; çalışkan,
yarışçı, mücadeleci ¨
Başkasını
düşünen;
sevecen, özverili, sorumluluk sahibi, fedakar ¨
Boynu
eğik; mazlum,
itaatkar, güçsüz, zaafları olan ¨
Algılayıcı;
dikkat eden, gözlem yapan, çabuk fark eden, duyu organları iyi ¨
Rafine;
birikimli, damıtılmış, kristalleşmiş, işlenmiş, saf, dinlendirici Kelimenin deneğe
ifade ettiği anlamın, belli bir anlama göre yapılmış olan yoruma göre
değerlendirilmesi ve buna bağlı olarak çıkarılacak kişilik
profilinin geçerliliği olmayacağı
ortadadır. (Prof.Dr. Nursel Telman) Bilime ve o mesleğin uzmanlarına
inanmayalım da kime inanalım. Ayrıca
yaratıcılık, zeka, merak düşünme, yaşantıya açıklık gibi bazı
özellikleri sıfatlarla ölçmek imkansız olup ancak envanterlerle
belirlemek gerekmektedir. Bunu
literatürde çok bağımlı olunan yabancı uzmanlar da söylemektedir.
(McCrae ve Costa -1978) Görüldüğü üzere bilim her şeyi kanıtlı
olarak sunmaktadır. Yabancılaşalım, uygar olalım, uygar medeniyetlere ayak uyduralım ama herşeyi de almayalım, seçici olalım hatta süzgeçten geçirelim. Belki şimdi çok az kişi dikkat edecek, belki hala o işlevi yapanlar artık yapmayacak. Belki de bir süre daha bunu böyle görenler hala görmemezliğe gelecekler, biz her zaman söylemeye devam edeceğiz, yabancılaşmayan birileri olmak zorunda. Bu bir inat değil. Siz burada hazırlanan bir testi yurtdışında uygulamak isteyin, görün bakalım, neler olacak. |
|